Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Ağustos 2012 Salı

BİR EVLİLİK ÜZERİNE ATAERKİL ÇEŞİTLEMELER

 
 

Meltem Cumbul evlenmiş, kendinden on dört yaş genç biriyle. Bunu duyduğunda “Ne güzel! Mutlu olurlar inşallah!” diyenlerin sayısı, “Aa! Kadın erkekten o kadar büyük olur mu canım? Kesin uzun sürmez o evlilik!” diyenlerden daha az ne  yazık ki! Bunu anlamanız için bir istatistik uzmanı olmanıza gerek yok, az biraz yakın çevrenizdekilerin görüşlerine kulak kabartırsanız, medyada çıkan haberlere şöyle bir göz gezdirirseniz, üşenmeyip bir de bu haberlerin altına yazılan ‘okuyucu yorumları’na bakıverirseniz durumun ciddiyetini fark edersiniz. Benim kafama takılan asıl mesele, evlenenin kim ya da kimler olduğu değil; 60'lık, 70'lik adamların 20'lik kızlarla evlenince sorun olmaması, buna karşılık bir kadın kendinden 10 küsur yaş genç bir adamla evlendi diye kıyamet koparılması.
İnsan -bakın kadın ya da erkek demiyorum, İNSAN! - kendi özgür iradesiyle bir karar verip biriyle evlenebilir, ya da evlenmeyebilir; bu ister aşk evliliği olur ister mantık, kimseyi ilgilendirmez, ilgilendirmemeli! Bir başkasının ilişkisi bizi bağlamaz, bağlamamalı!
Aslına bakarsanız toplumdaki bunca infial, erkek egemen bakış açısının yüzyıllardır içselleştirilmesinden ileri gelmektedir, ki o da gündelik hayatta kendini şöyle gösterir: erkek alır, erkek satar, erkek beğenir, erkek ister; kadın alınan, satılan, beğenilen, istenilen olmak zorundadır! Kadın genelgeçer toplum değerlerini sarsıcı bir eylemde bulunduğunda- misal genç bir erkekle evlenmek; özgür bir cinsel hayat yaşamak; evlenmemek; çocuk sahibi olmak istememek; evliyken başka biriyle beraber olmak vs....- bir anda cadı kazanları kaynamaya başlar! (Şu ironiye bakınız ki, "cadı kazanı" tabirinde bile 'kadın'dır söz konusu fitne fesat aracı olan! Oysa ki kazanlar daha çok erkekler tarafından kaynatılır, 'cadı'lıkla itham edilen kadınlar tarafından değil! Bu satırları yazmamıza sebep olan söz konusu ünlü kadın oyuncunun kayınpederi örneğinde de açık ve net görüldüğü üzre!) Yukarıda sıralanan tüm bu eylemler, ataerkil düzende, erkeğe 'hak' kadına ise 'cıs'tır; kadın yaptı mı 'felaket', 'rezalet', 'skandal' , erkek yaptığında ise 'normal', 'biyolojik dürtü', 'elinin kiri' tanımlamaları gelir birbirinin ardı sıra. Bu gibi durumlarda hemcinslerine öfke kusan kadınların dili de, ataerkil bakış açısının yansımasından başka bir şey değildir zaten.
O halde, en azından biz kadınlar, hemcinslerimize sahip çıkalım, birbirimizi yüzyılların erkek egemen diliyle yargılamaktan kaçınalım. İki insanın, aralarındaki yaş farkı her ne olursa olsun, birlikte bir yaşam kurma arzusuna saygı duyalım. Hele ki, en başta da belirttiğim gibi, kızı hatta torunu yaşındaki genç kızlarla birlikte olan ya da evlenen geçkin yaştaki erkeklere sıkça rastladığımız bir dünyada, bırakalım da güçlü bir kadın, aslında toplumu hiç de tehdit etmeyen ilişkisini doya doya yaşasın. Bu ilişkideki iki kişinin arasındaki yaş farkı da bizi hiç mi hiç ilgilendirmesin! Biz önce ‘yaşı yaşına uygun’ olduğu halde neden birçok çiftin ilişkisinin ite kaka sürdüğünü, hatta evliliklerin çoğunda çiftlerin birbirini boğazlama noktasına geldiğini düşünelim de, ondan sonra yaş farkının önemli olup olmadığını tartışırız.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

BİR AN


 
Kapıyı büyük bir gürültüyle kapatıp koşmaya başladı….

Ardına hiç bakmadı…

Biliyordu ki, bir an dönüp baksa, yıllardır özlemini kurduğu ve günlerdir hazırlandığı şu an yok olup gidecek…

Bir saniye dursa, dönüp ardına baksa, içine girmiş olduğu andan çıkacak ve her şeyden vazgeçip, geri dönmemecesine kaçıp gitmeye hazırlandığı o karar anına geri dönecek…

Biliyordu ki, dönüp arkasına baksa, kaçmak istediği hayatına geri dönecek …

İçindeki ses “dön bak arkana”,  “dön hadi”, “geri dön” diyordu ona durmaksızın...

Ama o durmadı...

Ve bakmadı…

Ve dönmedi…

Biliyordu ki, her şeyden vazgeçilebilir, her şey bir gün bitebilir, her şey yeniden başlayabilir…

Bir hayat yok edilebilir, bir hayat sıfırdan inşa edilebilir…

Biliyordu… Her şey bir andı, bir anlıktı…

Karar vermek bir an, kararı uygulamak bir an, vazgeçmek bir an, gitmek bir an, geri dönmek bir an…

Küçücük bir ‘büyük an’dı her şeyi silip atan; bir şeyi yeni, bir şeyi eski yapan… Bir andı, sadece bir an…

Kafasını çevirip evinin kapısına baksa, adımlarını durdurup onu vazgeçirecek olan şeyi görecekti orada: Koskocaman ve küçücük bir an!..